Şarkıda geçtiği gibi “Bir çağ yangını bu bütün…” yaşadığımız sürecin tek cümlelik özeti bu olabilir sanırım.
Tüm bu süreç bir şekilde iyi ya da kötü tamamlanacak ve hepimiz normale bir şekilde döneceğiz. Dünya ekonomisinin batma noktasına geldiği şu günlerde bahsettiğim bu dönüş süreci mutlaka biraz gergin olacak.
Salgın süreci boyunca hep bahsettiğimiz bir şeyi çok somut bir şekilde uygulamalı olarak anlamış olduk: İnternet teknolojisi hayatımıza ekmek, su gibi girmiş.
Gereksiz TikTok çeken kitleyi ayrı tutarak yeni kuşakların dijitale oldukça hakim olmaları bu karantina sürecine kolay uyum sağlamalarına neden oldu. Önceki nesiller bu duruma bu kadar kolay alışabilirler mi peki? Hiç sanmıyorum.
Gece gündüz demeden sahada bizlerin konforu ve devamlılığı için çalışanlar gibi pek çok emekçilerimiz haricinde hepimiz şunu net bir biçimde anladık ki; evdelerimizden çok daha verimli bir şekilde çalışabiliyormuşuz!
Sahadaki tüm iş kollarının değeri bu dönemde çok iyi anlaşılmış oldu. Genelleme yapmadan söylüyorum; rutine dönüşen kısa zamanlarımızda teşekkür etmediğimiz, selam vermediğimiz sahadaki o çalışanlara (kuryeler, sucular, marketler, hastaneler gibi gibi…) şimdi sıkı sıkıya sarılmış durumdayız. Basiretsiz egoları nedeniyle pek çok kurum ve ürünle dalga geçen pek çok insan, evlerine bu markalardan, bu kurumlardan deliler gibi stok yapmaya başladı, hiç gitmedikleri sağlık ocaklarına uğramış oldu.
Aklımız her zaman zıtlıkları görmeye alışkın bir yapıdır ama salgın öncesinde hiç kimsenin aklına gelmedi bu soru; market rafları boş kaldığında insanlar ne yapar? Bambaşka bir kaos daha…
Verimli çalışmaktan bahsettim; bu süreç hepimize başka bir dünyanın olabileceğini gösterdi. Faydanın ön plana çıktığı, hibrit, esnek, sonuç odaklı bir iş dünyası…
Dünyada her şey birbiri ile bağlı. Sabahattin Ali’nin söylediği gibi “Her şeye hazır bulunan ve kimden ne geleceğini bilen insanı sarsmak mümkün müdür?”
Tüm toplumlar, ülkeler bu sözde olduğu gibi sarsılmayacak bir şekilde her şeye hazır olmalı.
Hiçbir şeyin bizi heyecanlandırmadığı bir dönemde, her sabah ince bir buz tabakasında ilerliyoruz.
Yaşadığımız bu acı ve eziyetin bir sebebi var. Rızamız olmadan bu dünyaya geldik ve bir şeylerin şahidi oluyoruz. Hayat bir mücadele, ayakta kalmak için sabır, çaba gerekiyor. Bu karantina sürecinde tüm dış faktörleri unutup, özümüze bakmalıyız.
Sonrasında ne olacak? Bizleri ne bekliyor?
Dijitale kim çabuk adapte olur ve kendine yetecek üretim kapasitesine sahip olursa gelecek döneme daha hazır, sarsılmaz olacak.