
21. yüzyıl içinde insanoğlunu etkileyen pek çok gelişme yaşandı ancak özellikle 2020 yılı tüm bu yaşananların içerisinde “kaos” anlamında bambaşka bir yılı maskelerimizi takarak bizlere yaşatmayı başardı.
Pandemi boyunca eski yoğunluğumuzu bir kenara bırakıp, evlerimizde kendi içimizde yaptığımız düşünceler, özeleştirilerle birlikte desteklendiğinde eski normaldeki rutinlerimizde, insan ilişkilerindeki doğru ve yanlışlarımızı çok daha rahat görme şansını yakalayabildik.
Bana göre bu bir şans, isteyene büyük bir fırsat.
Salgın, yasaklar, protestolar, depremler, Starlink projesinin hayata geçmesi, Crew Dragon ile uzaya gönderilen yeni astronotlar derken çok kısa zamanda hızına yetişemediğimiz bir sürü gelişmeler yaşandı.
Tüm bu olayları zaman zaman endişe, heyecan, panik ve bolca merak içeren düşüncelerle takip ederken; bu yaşananlardan kendimize ne katabiliriz? Bir önceki dönemden daha iyi ne yapabiliriz? gibi soruları kendimize sormadan “eski” mantıkla ilerleyip, bodoslama bir şekilde hayatımıza devam etmemiz mümkün değil.
Niyetlerimiz, hedeflerimiz, karşı düşüncelerimiz onca yaşanan olaylardan sonra en azından iyi yönde hiç değişmediyse; evet bildiniz, bir yerde sorun var demektir.
Hayatın her alanında geçmişten gelen büyük bir sorunu sürdürmeye devam ediyoruz: X’i ısrarla Y yapmaya çalışıyoruz. Buna daha ne kadar devam edebiliriz ki? Karşımızdaki X’i neden aklımızdaki Y’ye çevirmeye çalışıyoruz?
Yanlış ya da şartlanmış bakış açılarımız geleceği yanlış tahmin etmemize neden oluyor. Bu sürecin sonunda en iyi gözlemim bu oldu. Olumsuzluk normalleşiyor ancak kötülük nasıl bir sınav verecek bu süreçte hep birlikte göreceğiz.
İnternet devrimi küreselleşmenin hızına hız katıyor ancak pandemi sonrasında hayatımızı daha da kolaylaştıran bu teknoloji, Starlink gibi sessiz sedasız gerçekleşen sıradışı hamlelerle geleceğe, ülkelerin gelecekteki konumuna karşı oldukça dikkatli bir pozisyona doğru evriliyor.
Kısacası; bizler gökyüzünde geçen o sıralı ışıklara, sosyal medyada ise Elon Musk güzellemelerine bakarken birileri de gelecek dönemin oyun kurallarına şimdiden kendini hazırlıyor.

Günümüzde sosyal medyayı 2 başlıkla özetlersek; ya küçük kesimin zengin kesimin paylaşımlarına hayran hayran baktığını görüyoruz ya da kendini belkide rezil etmek pahasına “sıra dışı” içerikler paylaşarak fenomen olan hesapların peşinden sürükleniyoruz. Netflix’in içerikleriyle de bu süreci desteklediğimizde zaten istenen her şeye zaten uymuş oluyoruz ve en sonunda da o ışıkları bayıla bayıla izliyoruz.
Starlink projesinin temel amacı 12 bin uydu ile tüm dünyaya uygun fiyatlı ve yüksek hızlı bir internet sağlamak. Filosuna eklenen 60 uydu ile birlikte Starlink’in toplam filosu 480’e ulaşmış durumda. 2020 yılı içerisinde filonun 800 uyduya ulaşması hedefleniyor.
Dünya’nın pek çok yerinden yükselen protesto sesleri şunu gösteriyor; toplumun en üstünü ve altını oluşturan bu iki kesim sosyal medya dışındaki normal hayatlarında birbirinden gün geçtikçe uzaklaşıyor.
Bu ifadelerimden sonra “Bu iki kesim birbirleriyle çok mu yakınlardı sanki?” diyorsanız eğer bu pandemi sürecini siz hiç anlayamamışsınız demektir.
Şu bir gerçek ki; ne sosyal medyada ne de gerçek hayatlarımızda başkalarının hayatlarını örnek alıp kendi hayatımızı yaşayamayız.
Yaşamımızın tüm bölümlerinde kendimize ait belirli bir yol var ve bu yol içerisindeyken başkalarının yollarına dalıp gidersek bulunduğumuz şeritte kontrolü kaybedip, kaza yapmamız büyük bir olasılık olacaktır. Bu şekilde kısa vadeli kazançlar elde etmemiz mümkün gibi gözükebilir ancak bize gerçek anlamda nasıl bir yarar sağlar? Bu sorunun cevabını yaşadığımız olağanüstü süreçte bir kez daha düşünebiliriz belkide.
Pandemi öncesinde yazdığım yazılarda değindiğim gibi gelecek; gelişen teknolojisi, değişen siyaset iklimiyle beraber tüm yeni düzeniyle birlikte uzak doğudan emin adımlarla hızla yükseliyor…