İnsan, tahmin edilemez şeyler yapar ve risk sadece ihtimal seçeneğiyle hayatlarımızda sınırlı olarak yer alır.
Hayatımızı kolaylaştırsan teknolojik gelişmelerin en temeline baktığımızda işin “niyet” kısmında öncelikli olarak ya askeri çıkarlar ya da askeri alanda fayda sağlama amacıyla sürece başlanıyor.
Teknolojinin gelişimine katkı sunan bu güvenlik kavramı insanoğlunun hikayesinin başladığı ilk dönemlerden günümüze kadar önceliğini bir şekilde koruyor.
Gelecek noktasında neler olacağını dair en ufak bir somut veriye ulaşmadan zamanın akışına kapılarak tüm zorlu koşullara karşı hazırlıklı olmanın “güven” verdiği bir ara zamanın tam ortasında bulunuyoruz hepimiz.
Tüm bu hazırlıklarımızın dışında ise aldığımız yaşla birlikte hayatımızı basitleştirerek, zaman zaman yavaşlayarak, o güne kadar fark etmediğimiz ancak zaten mevcut olan detayları keşfetmenin önemini her geçen gün çok daha iyi anlıyoruz.
Madalyonun karanlık tarafına baktığımızda tüm insanlık; “iyi gelecek” bırakma hayalinden teknolojinin getirdiği özgür, tekilci ve hızlı yaşam tarzıyla vazgeçmiş durumda. Popüler kültürün ucundan kıyısından esiri olan herkes kısa yaşam dilimleri içerisinde hiçbir zaman ulaşamayacakları “hazları” ekseninde bir yarış içinde…
“Havada asılı kalmış gibiyiz. En etkileyici sözlerimiz ve düşüncelerimiz bize ihanet etmekte, onlar bize ancak geçmişi anlatabiliyorlar, geleceği değil. Elektrik devreleri insanları kuvvetlice birbirine bağlamakta. Enformasyon adeta anlık ve sürekli olarak başımızdan aşağı dökülüyor. Bir enformasyon alınmaya görsün, çok çabuk şekilde eskiyerek yerini yenisine bırakıyor. Elektriksel olarak yapılandırılmış dünyamız bilgileri sınıflandırma alışkanlığını bırakıp kalıpları tanıma yoluna gitmemize sebep oldu.”
(Marshall McLuhan, 2005: 63)
20.yüzyılın en büyük medya teorisyeni olarak kabul edilen Marshall McLuhan’a göre yaratıcı bir süreç olan bilme ve bilme arzusu, zaman içerisinde insan toplumunun bütününe uzanırken, hızlı bir şekilde de insan uzantılarının son safhasına bizleri giderek yaklaştırıyor.
Bizi saatlerce Netflix izlemeye sürükleyen Dark dizisinin metaforunu oluşturan düşüncedeki gibi “Her şey birbirine bağlıdır.”
Pek çok insan pandeminin ilk döneminde o kadar kesin ve isabetsiz öngörülerde bulunsalar da şimdilerde bu tahminlerin ne kadar tutarsız olduğunu bir şekilde yaşayarak görebiliyoruz. Geleceğe dair tahmin edememe durumuna da alışmak işte tam bu noktada önemli.
Her şey insanların gelecekle ilgili hislerine ve somut davranışlarına bağlı. Madalyonun öbür yüzüne baktığımızda en iyiyi ararken iyiyi kaybetmemek hala mümkün. Yeter ki tekilliğin ön plana çıktığı şu dönemde kendi dünyalarımızı kuracağız diye asıl dünyamızı kaybetmeyelim.