
Küresel bir kabusun son eşiğinde aşı gelişmelerine dair ardı ardına güzel haberler almaya devam ediyoruz.
Salgın hakkında çıkan gelişmelerin geri planında, Dünya’ya yön veren 2 önemli ülke ABD ve İngiltere yaptıkları resmi açıklamalarla iklim ve çevre krizine dair somut adımlar atmaya hazırlanıyorlar. Açıklamalarda dikkat çeken detay ise bu yeşil reformun hayata geçme tarihini erkene çekmeleri.
Gelişmelere dair diğer detaylara baktığımızda; İngiltere’de Başbakan Boris Johnson’ın ‘yeşil devrim’ olarak adlandırdığı plan kapsamında 2050’ye kadar karbon salınımı net sıfıra indirmek için benzinli ve dizel araba ve kamyonların satışını 2030’dan itibaren, yani planlanandan tam 5 yıl önce yasaklamayı hedefliyor.
Yeni yasa teklifiyle birlikte hükümet; elektrikli araba, hidrojen, rüzgar ve nükleer enerji alanlarına yatırım yapmaya devam edecek ve yaşam alanlarının enerji verimliliğini artırmak için çalışacak.
Pek çok ülkenin ilgiyle takip ettiği olaylı seçim döneminin sonrasında ABD’de yeni başkan Joe Biden, karbon salımını azaltmak için Paris İklim Anlaşması’nı tekrar imzalayacağını açıkladı.
Daha önce Obama’nın imzaladığı ve Trump’ın çekildiği bu anlaşma 2025’teki karbon salımının 2005’tekinden %28 az olmasını öngörüyordu.
2050 yılında net karbon salımı sıfır olan bir ABD hayal eden Biden, yeşil teknolojilere dair araştırmalara federal bütçeden 1,7 trilyon dolar yatırmak istediğini vaatleri arasında keskin bir biçimde belirtmişti.

Toplum dinamiğine yön veren genç nesile “çevreye duyarlı olma” yönünde tatlı gelen bu hamlelerin devamında ise ülkelerin her geçen gün artan savunma bütçeleri ve birbiri ardına ördükleri yeni duvarları var.
Batının kontrol etmekte ciddi anlamda zorlandığı Asya’dan yükselen bir ses var: Çin. Bu ses, Batı istese de istemese de her konuda her yerden çıkıyor ve gelişmelere sunduğu cazip çözüm alternatifleriyle sürece bir şekilde dahil oluyor. Çin’in masaya yumruğunu vuran bu pozisyonuna karşı ise diğer ülkeler ya işbirliği yapıyor ya da karşı yaptırımlar uyguluyor.
İngiltere’nin Çin’in telekomünikasyon devi Huawei’den 5G altyapısına dair yeni bir alım yapmayacağını, mevcut ekipmanın da 2027’ye kadar sistemden çıkarılacağını açıklaması bahsettiğim bu yaptırımlardan ufak bir örnek.
İlk olarak ABD’nin başlattığı Huawei baskısına Çin, ticaretle ilgili olarak alınmış bir karar olarak bakarken Batı ise bu konuya daha çok “Siber Güvenlik” kaygılarıyla konuyu ele alıyor diyebiliriz.
Brexit sonrası dönemde, uluslararası ilişkilerdeki rolünü yeniden tanımlamayı hedefleyen İngiltere’nin askeri harcama bütçesini rekor oranda artırması da rekabetçi gelecek açısından önemli bir hamle, malumun ilanı adeta.
“İngiltere Başbakanı Boris Johnson, parlamentoda yaptığı konuşmada dış politika ve savunma politikalarının etraflıca gözden geçirildiğini ve bunun sonucunda askeri harcamalar için önümüzdeki 4 yıl kullanılmak üzere 22 milyar dolar ek harcama bütçesi oluşturulduğunu açıkladı. Bu ek bütçeyle birlikte İngiltere’nin yıllık savunma bütçesi 42 milyar pounda kadar ulaştı.”
Bahsedilen bu rakamlar ülkenin Soğuk Savaş’tan bu yana gördüğü en yüksek savunma bütçesi anlamına geliyor.
Yeşillerle bürünmüş bu yeni duvarlar işte bu rakamların arka planında ortaya çıkıyor.
Salgın ve ekonomiyle mücadele derken; Asya’dan gelen güçlü sesler diğer ülkeleri oluşan rekabetçi ortam nedeniyle yeni pozisyon almalarını zorluyor.

Her şey enerjiye bağlı ve bir döneme damga vuran petrol artık dünya ile vedalaşmaya hazırlanıyor. Yeni yeşil duvarlara hazır olun, küreselleşmenin doruklarını gördük ancak dünya artık küresel bir köy söyleminden oldukça uzak bir noktada…
Mars, salgın, yapay zeka, karbon salınımı, uzay madenciliği, ışık hızına kafa tutan yeni teknolojiler ve siber güvenlik… Ülkeleri meşgul eden bu başlıkların yeni dünyada geçerli bir sebebi var.
Salgın döneminde basit bir maskeyi bile takmaktan aciz insanoğlu, uçsuz bucaksız bir uzayda kendinden kat be kat ağır eşyalarla bir yaşam sürme teorisi çok akla yatkın bir fikir olmasa gerek.
Gözünü yukarıya çeviren ülkelerin Ay ya da Mars’ta bir yaşam kurmalarından ziyade asıl hedefin oradaki zengin enerji kaynaklarına ulaşmak olduğu unutulmamalı.

“Çin’in uzay hedefleri arasında, burada bulunduğu tespit edilen helyum 3, titanyum, platin, demir, nikel ve altın gibi madenleri kendi ekonomisi için değerlendirmek yer alıyor. Bu madenlerden helyum 3, radyoaktif atık oluşturmadan ve nükleer güç üretmeden kullanılabiliyor. Ayrıca bu madenler sayesinde, Ay’da üs oluşturulduğunda, nükleer silah yapmak için gerekli hammadde kaynağı da Ay yüzeyinden rahatlıkla temin edilebilecek.”