
Son yazımın ezcümlesini hatırlayalım;
“Güneş doğudan yükseliyor, ufukta beliren büyük kırmızı ejderha ise tüm heybetiyle adeta “Gelecek benim!” diyor. Önceki yazılarda da vurguladığım gibi toplumun nasıl kontrol edilebileceği üzerine kurgulanan geleceği sahiplenen bir başka kesim ise Batı…
Yükselişe hazırlanan ejderhaya karşı Batı nasıl bir hamle yapacak?”
İşin magazin kısmında her ne kadar Elon Musk’ın paylaşımları ve kripto para meselesi gibi konular konuşulsa da, dijital dünyanın hakimiyeti ve kontrolü noktasında büyük bir meydan savaşının ayak seslerini duyuyor gibiyiz.
“Çin’de 4 bin 500 dolarlık uygun fiyatlı elektrikli aracın satışları Tesla’nın pahalı ve lüks araçlarını geride bıraktı.” – BBC
Bahsettiğim bu savaşı ABD “demokrasi”, Çin ise “otokrasi” söylemiyle gerçekleştirseler de ikisinin ortak noktada buluştuğu yer ise “kontrol” arzusu oluyor.
“Dünya, devasa bir İskenderiye Kütüphanesi’ne dönüşeceğine bir bilgisayara, bir elektronik beyne dönüştü. Tıpkı çocuk bilimkurgularında olduğu gibi… Ve duyularımız dışımıza çıktığı için Büyük Birader içeri girdi. Böylece, eğer bu dinamiğin farkında olmazsak bir çırpıda kabile davullarının küçük dünyasına yaraşır panik terörler, topyekün karşılıklı bağımlılık ve daha fazla birlikte var olma evresine gireceğiz.”
Marshall McLuhan
Yarattıklarımız, bizleri olumlu ya da olumsuz yönde değiştiriyor. Mahremiyet algımızda bundan nasibini alan bir kavram. Daha önceki yazılarda belirttiğim gibi Instagram, Facebook, Twitter, Youtube, Tiktok bunların hepsi birer ikna mimarı… Bu yeni sosyal alanların hepsi yepyeni bir ifade kültürünü yani teşhir kültürünü ortaya çıkardı.
Ancak geçtiğimiz dönemin gündem konularından biri olan Whatsapp’ın gizlilik sözleşmesi konusunda da olduğu gibi tüm bu mecraların özünde bizlere bir şeyler pazarlamak fikri yatıyor. WhatsApp ise bu konuyu açık bir şekilde deklare ederek adeta malumun ilanını yapıyor diyebiliriz.
“WhatsApp’ta 15 Mayıs’a kadar veri paylaşımıyla ilgili gizlilik sözleşmesini kabul etmeyen kullanıcılar mesaj gönderemeyecek ya da alamayacak. Bu kullanıcıların hesapları “aktif olmayan hesap” olarak tanımlanacak.”
İkna mimarları olarak gördüğüm tüm bu sosyal ağlar; davranış izleme, analiz etme, hedefleme ve tahmin etme konularında birer küresel imparatorluk haline geldi. Bu oluşumlar mevcut ve geçmiş siyasi yapılar tarafından yıllarca desteklenerek bugünkü güçlü hallerine kavuştular. Kapitalizmin zemininde herkes memnundu belkide; arz talep, siz istediniz biz yaptık…
“Mekanik çağlarda bedenimizi mekan boyunca uzatıyorken bugün, yüz yılı aşan elektrik teknolojisinin ardından merkezi sinir sistemimizi global kapsamda zaman ve mekanı dışlayarak uzatmış bulunuyoruz. Yaratıcı bir süreç olan bilme, insan toplumunun bütününe uzanırken, hızlı bir şekilde, insanın uzantılarının son safhasına yaklaşmaktayız: Bilincin teknolojik simülasyonuna…”
Marshall McLuhan
Sonsuz verilerin ışığında, ucu bucağı olmayan bilgi akışının sonrasında “demokrasi” hassasiyetiyle devlet başkanlarına bile kafa tutacak imparatorluklar hayal edin.
Bahsettiğim sosyal imparatorluklar; 2021 yılına girdiğimiz şu zaman diliminde bizleri yönetme yetkisi vermememize rağmen otoriteleri yönlendirebiliyor, bilginin akışını değiştiriyor, kimin karar alacağına kimin ise karar vereceğine dair öngörülerde bulunabiliyor.
“Twitter, manipülasyon politikalarını ihlal ettiği gerekçesiyle Rusya, İran ve Ermenistan ile bağlantılı 373 hesabı kapattığını duyurdu.” – AA
Yeni toplumsal düzenimizin belirleyicisi görevini yürütmeye başlayan bu yapılar karşısında mevcut politik yapılar ise ne yazık ki yetersiz ya da öyle görünmeleri isteniyor. İşin daha kötü yanı ise bu yapılara karşı çıkma niyetiyle hayata geçirilen hamlelerin “daha fazla kontrol” amacıyla kurdukları alternatif yapılar.
“Önce biz araçları yaratırız, sonra da onlar bizi.” – Marshall McLuhan
Elde ettiğimiz kazanımların kazanılarak oluştuğunu anlamamız gerekiyor. Tüm bu birikimleri terk ederek oluşturduğumuz teşhir kültüründen bir an evvel ayrılıp, mevcut yapıları dezenformasyondan uzak bir şekilde kullanmamız hala mümkün. Ya tüm çıplaklığıyla yüzleşip işleyen bir demokrasi içinde yaşayacağız ya da bu gözetimli özgürlük filminin esiri olacağız.