
İnsanoğlu binlerce yıldır gökyüzüne, yıldızlara bakarak muasır bir kültür inşaa etti.
Şimdi ise durum biraz farklı.
Yeryüzünde enerji kaynaklarına hakim olanların dışında interneti kontrol altına alan alternatif bir güç diğer her şeyi kontrol edebilir mi?
Bu sorunun yanıtını arayanlar şu sıralar büyük bir kavgaya tutuşmuş durumda. Dünyanın en zengin kişileri arasında yer alan Elon Musk ile Jeff Bezos, uzay taşımacılığı konusunda ciddi bir gerginlik yaşanıyor.
Açık söylemek gerekirse şu an için Musk, uzay alanındaki rekabeti açık ara önde götürüyor.
SpaceX, ‘Yıldız Savaşları Günü’ olarak kutlanan 4 Mayıs’ta, Starlink internet uydu ağının parçası olan 60 iletişim uydusunu uzaya gönderdi.
Uyduları taşıyan roket, Han Solo’nun uzay gemisi ‘Millenium Falcon’ adıyla anıldı. Fırlatma öncesinde “Güç sizinle olsun” anonsu yapıldı.
“Z Raporu 2: Yeşil Duvar” başlıklı yazımın son kısmını hatırlayalım;
Her şey enerjiye bağlı ve bir döneme damga vuran petrol artık dünya ile vedalaşmaya hazırlanıyor. Yeni yeşil duvarlara hazır olun, küreselleşmenin doruklarını gördük ancak dünya artık küresel bir köy söyleminden oldukça uzak bir noktada…
Mars, salgın, yapay zeka, karbon salınımı, uzay madenciliği, ışık hızına kafa tutan yeni teknolojiler ve siber güvenlik…
Ülkeleri meşgul eden bu başlıkların yeni dünyada geçerli bir sebebi var.
Salgın döneminde basit bir maskeyi bile takmaktan aciz insanoğlu, uçsuz bucaksız bir uzayda kendinden kat be kat ağır eşyalarla bir yaşam sürme teorisi çok akla yatkın bir fikir olmasa gerek.
Gözünü yukarıya çeviren ülkelerin Ay ya da Mars’ta bir yaşam kurmalarından ziyade asıl hedefin oradaki zengin enerji kaynaklarına ulaşmak olduğu unutulmamalı.
Z Raporu 2: Yeşil Duvar

Amazon’un kurucusu Jeff Bezos da tıpkı benim gibi Mars konusunda biraz şüpheci.
Bezos, Mars’ta yaşam hayallerini “saçmalık” diye nitelendiriyor. Konuyla ilgili 2019 yılında değerlendirmelerde bulunan Bezos, “Kim Mars’a taşınmak ister ki? Bana bir iyilik edin ve önce gidip Everest dağında bir yıl yaşayın ve hoşunuza gidip gitmediğine bir bakın. Mars ile karşılaştırıldığında Everest cennet kalır.” ifadelerini kullanmıştı.
Mars’a uzay aracı indirebilmek son derece zor ve karmaşık bir süreç.
Batı’nın süper gücünden, Doğu’nun süper gücü Çin’e baktığımızda; ABD ve Rusya’dan sonra dahil olduğu bu hakimiyet yarışında rakiplerini geride bırakarak 2045’e kadar “uzayın lideri” olmayı hedefliyor.
Çin Ulusal Uzay Yönetiminin (CNSA) geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Mars keşif aracı Zhurong’un Kızıl Gezegen’e iniş yaptığı duyuruldu. ABD ve Rusya’nın ardından Çin, Mars’a gezgin yollayan üçüncü ülke oldu.
İniş aracı, Mars yüzeyine başarıyla dokundu ve rampasıyla taşıdığı Zhurong’u da yüzeye indirdi. “Ateş Tanrısı” adı verilen bu arazi aracı Mars yüzeyinde keşif ve araştırma görevi yapacak ve üzerindeki yüksek çözünürlüklü kameralar sayesinde Mars’tan dünyaya görüntü gönderebilecek.
Teknoloji desteği olmadan insanoğlunun Mars üzerinde yaşama tutunabilmesi neredeyse imkansız. Ancak Dünya’ya 58 milyon kilometre uzaklıktaki Mars’ın yapısı Dünya’ya benzer özellikler taşıyor.
Soru çok net; Mars konusunda ülkeler neden bir yarış halinde?
- Küresel ısınma konusunda gerekli kontrol sağlanamıyor ve özellikle fosil yakıt kaynaklarımız hızla tükeniyor.
- Mars, Güneş sistemi içerisinde Dünya’dan sonra Güneş ışıklarını en iyi alabilen 2. gezegen konumunda ve yeterli su kaynaklarına sahip.
Tüm bu sebepler doğrultusunda NASA; 2030 yılına kadar insanları Mars’a göndermek istiyor. Musk’ın gözbebeği SpaceX ise bu planı 2024 yılına çekme peşinde.
NASA’nın uzay aracı Perseverance’ın Mars’a başarılı inişi ve Mars atmosferinden aldığı karbondioksidi oksijene çevirmeyi başarması süreci hızlandıran en önemli etken olabilir.

Ezcümle; Dünya’dan umudu kesmeyen bir ihtimal daha var: Artan karbon emisyonunu hızla kontrol alma.
Önümüzdeki 10 yıl içerisinde karbon emisyonunu kontrol altına alarak iklim değişikliğini durdurabilmek, insanlik tarihinde elde edilmiş en önemli başarı sayılabilir.
İnsan kaynaklı faaliyetlerin bir sonucu olan karbon emisyonu konusunun çözümü ise Dünya ile birlikte topyekün mücadele. Bu doğrultuda; Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması‘na bir an evvel dahil olması kaçınılmaz.
Anlaşmanın temelinde küresel ısınmanın bu yüzyıl sonuna kadar 2 derecenin altında tutulması ve fosil yakıt kullanımını azaltarak yenilenebilir enerjiye yönelmeleri hedefleniyor.