
Yaşamımız boyunca toplumdaki pozisyonumuz ve gelir düzeyimiz her ne olursa olsun, son nefes dediğimiz noktada bile acı, belirsizlik ve çabanın var olacağını söylüyor ünlü psikiyatrist Phil Stutz.
Basit anlamlar yüklemeden, bir arayış içerisindeyiz sürekli. Değişen doğruların içinden ulaşamayacağımız bir iyiyi arıyoruz. Bu arayışımız istemeye istemeye mevcut düzene ayak uydurarak sürüyor.
En salt, doğru bilginin kabul edilmediği yalnızca duyulmak istenenlerin konuşulduğu flu bir diyar burası. Seni şekillendiren değerlerin hiçbir önemi yok, hakikat önemsiz. Ama hep, bir liman arayışın ya da mevcut kaleni koruma çaban var.
“Toplumlar her zaman, insanların kurduğu iletişimin içeriğinden çok, iletişim ortamının doğasıyla şekillendirilmişlerdir.” (Marshall McLuhan)
Doğru ve yanlışlarla ilgilenmediğimiz bir andayız; gerçek bilgi ise sınırlarını üretilmiş bilgiye kaptırmış durumda.
Geçmiş zamanda fiziksel gücümüzün maksimumunu nasıl kullanacağımızı öğrendik. Şimdi ise zihinsel gücümüzün maksimumunu nasıl kullanılacağına geliyor sıra.
Gelişen yapay zeka, kripto paraların devamlılığındaki ısrar, tamamen verilere dayalı bir pazar ekonomisinin oluşması ve algoritmaların sektöre yön vermesi, arz-talebi belirlemesi.
Yapmak için yıkmak lazımdı, şimdi neredeyiz?
Yaratıcı Yıkım (Creative Destruction): Yaratıcı yıkım, serbest rekabetin olduğu piyasa ekonomisinin tipik bir örneğidir. Bu modelde, hükümet inovasyonu durduramaz veya yönlendiremez. Yaratıcı yıkım için iki unsur gereklidir: yaratma ve yıkım. Başka bir deyişle, yeni buluş zorunlu olarak var olanın yerini alır ve yok eder.