Yapay zeka o kadar hayatımıza yerleşti ki, sokak köşesinde de, toplantı odasında da aynı kelimeler dönüyor. Teknoloji böyle bir şey işte; parçaları büyüleyici, bütünü zor. Modeli, veriyi, çipi, içgörüyü ayrı ayrı konuşuyoruz ama “Bu teknoloji bizi nereye taşıyor, toplumsal dengeleri nasıl etkiliyor?” sorusunu yeterince masaya koymuyoruz. Oysa asıl cevap orada.
Bireylerin yaşadığı bu ikilem devletlere de yansıyor aslında. Belkide devletlerin yaşadığı bu ikilem bireylere yansıyordur. Kısa süre önce ABD, yapay zeka meselesine dair bir yol haritası duyurdu; satır aralarında “Yatırımı hızlandıracağız, bazı süreçlerde esnek olacağız” mesajı verdi tüm dünyaya. Aba altında sopa dediğimiz şekilde; “Çin hızlanırken, biz kanun ve prosedüre fazla takılıp kalmayalım.” mesajını net bir tavırla söyledi.
Çin’le rekabette kuralların çoğu zaman pranga gibi algılandığı, kapitalizmin kodlarıyla oynandığı farklı bir zaman yaşanıyor. Endüstri devrimini sırtlamış, insan haklarının yüksek sesle savunucusu Avrupa, ölen binlerce çocuğa rağmen sahneye nerede girecek?
Gün sonunda karanlık çöktüğünde aklımıza takılanlar var; yorgunluk ve mutsuzluk bu çağın yeni afyonu sanki.
Beyni susturmanın bedelini makineleşerek, ruhtan kesiyoruz. Ürettiğimiz teknolojiler ise ruha yaklaşmak için elinden geleni yapıyor.
Düşünmemek için daha çok düşünüp, hissetmemek için daha çok hissediyoruz.
Ve en sonda, içgüdüyü makineye çevirip algoritmalara teslim ediyoruz.
Zamanın ruhunu Sezen Aksu harika özetlemiş; “Dünya, dönme dur artık…”
Bir çare daha vardır belki; insanlıktan çıktığımız şu zamanda insanlıktan çıkmaya direnmek zorundayız.