Bazen dünya sisli bir sabaha uyanır. Gökyüzü gri, sesler boğuktur; teknoloji dahil her şey yorgun görünür. İşte o zaman kendi güneşini çizmelisin. Çünkü ışığı dışarıda aradıkça içini unutur insan.
Makinelerin ruhsuz ama kusursuz olduğu bir dönemde bizler; duygularıyla var olmaya çalışan son kuşaklarız belki de.
Bir zamanlar suyu, rüzgarı ve buharı ehlileştirdik. Sonra elektriği keşfettik; şehirler aydınlandı, gölgeler çoğaldı. Dijital sistemlerle yeni bir çağın kapısını araladık ve buna Endüstri 3.0 dedik. Sonra bulutlara konuştuk; makineler aramızda fısıldaşmaya başladı. Endüstri 4.0 ile insan gücü geri çekildi; nesneler kendi aralarında anlaşır oldu. Derken Japonya’dan bir ses geldi: “Yalnızca makineleri değil, insanı da geleceğe hazırlamalıyız…” İşte Toplum 5.0, yani insanı merkeze alan süper akıllı toplum fikri böyle doğdu.
Kurdu uyandırdık; ilk bize uludu. Ve o ulumada hem keşfin hem pişmanlığın yankısı vardı. Bugün yapay zeka teknolojisi yalnızca hesap yapan bir sistem değil aynı zamanda ahlak dışı manipülasyonlar yapacak seviyeye geldi. Yapay zeka şirketlerinin insanlığa dair dertleri yok; çünkü insan artık bir “kullanıcı profili”nden ibaret. Ama hala umut var:
Bir yerlerde birileri, kendi güneşini çizmeye cesaret ediyor…
Bence hakiki sohbetin özünde gözünün içine bakarak seni senden daha iyi dinlemek, hiçbir yapay zekanın asla öğrenemeyeceği bir incelik. Dinlerken dokunmak, sessizlikte anlaşılmak, birinin varlığında kendini bulmak. Belki de geleceğin en büyük devrimi, makineleri susturup birbirimizi dinlemeyi yeniden öğrenmek olacak.
“Büyük kütüphane yandığında
İlk on bin yıllık tarih bir anda kül oldu.
Ama o hikayeler aslında gerçekte kaybolmadı.
Onlar yeni hikayelere dönüştü.
Ateşin bizzat kendisinin hikayesine.
Ya da insanın güzel bir şeyi ele alıp, kibriti çakma hikayesine…”
- Westworld (2s,7b)